22 Ağustos 2011 Pazartesi

Evren Denilen Zaman Makinesi...


Şiiii… Sevgili okur... Şiii! Bu kelimelerden inşa edilmiş cümleleri, lütfen içinden oku ve burada okuduklarını sakın başkalarına anlatma. Ama sakın unutma… Çünkü bu, boşluklarla ve noktalamalarla süslenmiş olan, harflerin açtığı kasada, geleceğin dünyasının bilgileri var. Hem de bir çok şeye kanıt gösterebilecek kadar.



Evren denilen zaman makinesinin içinde, geleceğe gitmeye devam ediyoruz ve her geçen zamanla birlikte, geleceğimizi geçmişimiz yapıyoruz. Tik, tak, tik, tak… İşte karşında gelecek. Tik, tak, tik, tak… Şu anda sana gelecekten yazıyorum. Fakat ne yazık ki,yazdıklarımı geçmişimin içinde kaybediyorum.Tıpkı senin bu yazıyı okurken yaşadığın gibi… Dakikalar, hayata dair geri sayıma devam ederken, yaşanması gereken şeyleri yaşamama, yapılması gerekenleri yapmama,okunması gerekenleri okumama, izlenmesi gerekenleri izlememe, yazılması gerekenleri yazmama, konuşulmaması gerekenleri konuşmama hakkına sahipsin ve konuştuğun her şey aleyhinde delil olarak kullanılabilir. Çünkü bu lunaparktaki dönme dolap dünyada, yaşadığın her gün, çarpışan otomobil oyunu yapısında ve sen direksiyonunu nereye çevirirsen oraya gidiyor. Bazen sen başkalarına çarpıyorsun, bazen başkaları sana ve bazen de çarpışmadan… İşte yaşam böyle akıp giderken teknoloji  hız kesmeden ilerlemeye devam ediyor. Çünkü ülkeler teknolojinin “güç”  olduğunu çok iyi biliyor ve ellerindekini en gelişmiş yapmak için büyük kaynaklar ayırıp, çalışmalar yapıyor.  Fakat gelişen, değişen ve kullanılabilitesi artan teknoloji,her adımda yapboz gibi olan hayatımızdan bir parçayı alıp götürüyor. Tıpkı tekerleğin icadıyla, hamallık mesleğinin eski değerini yitirmesi gibi…  Silah teknolojisiyle mertliğin bozulması gibi… Kredi kartıyla birlikte daha çabuk ve çok borca girebilmemiz gibi… Umumi tuvaletlerin açılmasıyla, amatör yazar sayımızın artması gibi… Elektronik posta hizmetlerinin, postacı amcayı sevdiği mektuplarından etmesi gibi… Tıpkı kontrolsüz internet paylaşım platformlarının, insan ilişkilerinde meydana getirdiği soğuma ve bilgi kirliliği gibi… Sanal dünyanın, özgür mahkumlardan ordular oluşturduğu gibi… Telekomünikasyon teknolojileri yüzünden,karşılıklı görüşmeyi unuttuğumuz dostlarımız,arkadaşlarımız gibi… Bir organı gibi cep telefonunu yanında taşıyan toplumlar oluşturduğu gibi…


Peki gelecek günlerde bizi neler bekliyor?  Nasıl şeylerle karşılaşacağız? Gelecekte bir gün gelecek fakat, biz geleceğin geldiği yere gelebilecek miyiz? Ama her ne olursa olsun,bu günden yarınlara baktığımda bir çok çocuk oyununu kaybedeceğimizi ve o güzelim oyunların oynanmayacağını net olarak söyleyebilirim. Mesela saklambaç… Geleceğin dünyasında teknoloji o kadar gelişmiş olacak ki kimse saklanamayacak. Eeee! Saklanamıyorsak niye oynuyoruz diyerek oyunu tedavülden kaldıracaklar. Çünkü “Önüm arkam, sağım solum, saklanmayan, ebe sobe!” dedikten 15sn sonra ebe, kolundaki saate bakıp, herkesin saklandığı yeri, uydulardaki termal kameralar sayesinde ya da koku reseptörlerini kullanarak ya da hareket algılayıcılar aracılığıyla ya da en basit teknolojiyle, yanında taşıdığı cep telefonu sayesinde yerini hemen belirleyebilecek. Ardından, koordinatlarını vererek,herkesi sobeleyecek. “Ahmet, 38 derece 20 dakika Kuzey, 27 derece 4 dakika doğu koordinatlarındasın. Gördüm. Sobe!”  Yani saklanan arkadaşlarımızı saatlerce aradığımız oyun, teknoloji sayesinde, çok kısa zamanda sonlanacak ki saklambaç oyununun hiç ama hiç zevki kalmayacak. Hatta geleceğin dünyasındaki, hiç sönmeyen elektronik mumlar sayesinde yalancının mumu yatsıya kadar değil, bizden uzun ömürlü piller bitene kadar ya da kendi utanana kadar yanacak.  Ayrıca gelecekte, boşalan pilleri şarj etmek için, ağzımızdan çıkan havayı elektriğe çeviren aletleri kullanacağız. O günlerde trafik de daha düzenli ve gürültüsüz olacak. Çünkü arabaları robotlar kullanacak ve taraflar arasında kavga çıkması durumunda; taş, sopa, bıçak, levye … vb. gibi silahlar yerine su tabancaları devreye girecek. Belki bu cümleleri zihin midesinde sindirince, saçma geliyor olabilir ama ihtimaller denizinde boğulurken, yuttuğum düşünceleri aktarıyorum şu an sana.


…Belki de bizim, şu anda çok fonksiyonlu robot ürettiğimizde sevindiğimiz gibi, yarın robotlarda, söz dinleyen ve misafirliğe gittiğinde akıllı uslu oturan çocuklar klonladıkları için mutlu olacaklar. Yani zamanla devrin insanı değil de devrelerin istediği gibi davranan insan olabiliriz gibime geliyor. Ne de olsa insanoğlu olarak, yaşadığımız döneme ayak uydurmayı çok iyi biliyoruz. Vals, samba, çaça, rumba, misket, tango, horon, rap, kolbastı… ve tarihe yürüyen ayaklardan üç ileri bir geri... Ne de olsa bütün dünya uzun bir süre bu kahraman savaşçıların dansını seyretti.İşte öyle, böyle derken, yeni gün tarihleri eskilerimizin arasında kaybolup gitti  ve birçok gencimizi,bu kontrol edilemez akıştaki gelecek kaygısı mahvetti… Böyle havada istifa ettim/Evkaftaki memuriyetimden. /Tütüne böyle havada alıştım, /Böyle havada aşık oldum; (Pardon! Bir an kafam ORHAN VELİ KANIK’ a takıldı ve yazan yerimi durduramadım.)
Gördüğüm rüyadan aklımda kalanlar = Yıl 2101…  Radyasyonlu elektronik aletler, genetiği değiştirilmiş gıdalar, atmosferdeki deliklerden sızan ışınlar…vb. nedenlerden ötürü yeşeren insanoğlu, sanılanın aksine, robotlarla değil de bitkilerle savaşıyor. Nesli tükendiği için tek başına kalan kutup ayısına, bir buzdolabı markası, son günlerinde onu mutlu etmek için, sponsor olmuş ve bir yandan da reklamlarında rol aldırıyor. Dünya’nın çekiciliği kalmadığı için, uydumuz olan Ay’ı, bizden kopup gitmesin diye zincirle bağlamışlar. Hatta dedemin her gece yatmadan önce suya koyduğu dişleri, evrim teorisi yalan olmasın diye, sürüngen olup çoluk çocuğa karışmış... Çığlık atarak uyandım.
Eveeeet… Tik tak, tik tak… Engel olmaya çalışsakta, ilerleyen zamanla birlikte birçok şey gelişecek ve değişecek. İş bu ki, değişime ayak uydurup, bide üstüne kendimizi yenilemeyi ve geliştirerek değiştirmeyi başarabilirsek, dönemimizde bir güneş gibi parlayabiliriz.Hem kendi hem de başkaları için faydalı olabiliriz. Tıpkı geçmişte, toplumlara yol gösterenlerin,ışık tutanların yaptığı gibi...  Etrafımıza baktığımızda net bir şekilde görebiliriz. Okul yaşantımızda, evimizde, iş ortamımızda,arkadaş çevremizde hep bir değişim hakim. Yani geleceğin dünyası, değişik olacak. Ama korkmaya gerek yok. Çünkü değişim hepimize uğrayacak…

8 yorum:

  1. Çok keyifli bir yazı olmuş, hani twitter da iyi ki sıkça hatırlattınız da ben de okudum))) elinize, kaleminize, pardon ne desem tuşlarınıza sağlık mı?
    Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
  2. tadı damağımda kaldı. keşke hiç bitmese... hemen gelse gelecek şimdide kalsa hiç geçmese geçmişe...

    YanıtlaSil
  3. çok başarılı ve keyifli olmuş gerçekten kutlarım:)

    YanıtlaSil
  4. Net bir şekilde görebiliyorum zaten. Yok, ben korkuyorum bu ruhsuz, şekilsiz silüetler dünyasından. Her yenilik getirdiği yeni alışkanlıkları ile insani yönlerimizi biraz daha törpülüyor. Dönüşü olmayan sürece çoktan girdik.

    Yazı muhteşem olmuş.

    YanıtlaSil
  5. yapay bir kalp üretmedikleri sürece sanırım bizim meraklı çocuklar ,saklambacı yine de ilginç bulup oynamak isteyeceklerdir. herhalde şu kordinat durumuna da mizikçilık yapmak yok diyip göz ardı ederler diye düşünüyor hatta düşlüyorum.

    YanıtlaSil
  6. Gelecekte bir gün gelecek, bugünler dünlerin geleceği değilmi? Gelecekte buluşmak üzere. Bugün keşfettiğim yazılarınızla ben sizinle buluşacağım..

    YanıtlaSil
  7. ağır ceza avukatı olarak bu yararlı paylaşımlarınızın devamını dileriz.

    YanıtlaSil
  8. hiç unutmuyorum avukarın her yanı bilgisayarla kaplı bürosu. 4-5 bilgisayarın birinde kızım birinde avukatın kızı eşinin önünde zaten bir bilgisayar konuşuyoruz. eskilerden açıldı. saklanbaç ip atlama felan...dedik kızlara bunları oynayın ay ne sıkıcııı yanıtı ve tabi ki pek çok oynun adını bile bilmiyorlar. bilgisayarda bebek giydirmek insanları yarıştırmak, öldürmek daha keyifli.

    zaten yazıyı okuyunca saklambacın da pek bi anlamı kalamdı, ip atlamaya kalksalar yerçekimini yok eden bir teknolojiyle onun da üstesinden kolayca gelirler sanırım. doğrusu sinirden başım döndü...(şaka başım zaten dönüyodu:))

    her şey sanallaşmanın ötesinde yapaylaştı. hani şarkıların yalan dünyası var ya artık şarkılardan çıktı yaşantıya karıştı tamamen. tastamamen yalan bir dünyada yaşıyoruz, hepimiz. herşey şaka gibi...

    ne olacak bu halin sonu hiiç bilemiyorum. ve ayrıca korkulur senden feylosof, kimbilir o garip beyninde daha neler saklı:)

    YanıtlaSil

İlginiz alakanız ve özellikle yorumunuz için çok teşekkürler...