15 Ağustos 2011 Pazartesi

Yaşıtlarımla yaşlandım... Ne mutlu bana!


Üstüme gök düşsün ki yalan söylemiyorum.
Ben, eski ben değilim.
Artık hangi mağazaya girsem küçük şeyler değil,büyük şeyler dikkatimi çekiyor.
Artık küçük diye problem ettiğim bir şey kalmadı bana dair.
Artık çevremdekilerin nazar edebileceği sadece sağlığım var elimde.
Artık eskisi gibi kalabalık gruplarla dolaşamıyorum.
Kulağıma fil kaçsın ki doğruyu söylüyorum.
Ben, eski ben değilim.
Artık yüksek sesle müzik dinlemek beni rahatsız ediyor.
Artık geçen zamana daha fazla değer veriyorum.
Artık eski çapkınlığımdan eser kalmadı,tek kadına dertlerimi anlatmak yetiyor.
Artık nasihat almak yerine herkese nasihat veriyorum.
Göğüs kıllarımın arasından zürafalar görünsün ki gerçekleri paylaşıyorum.
Ben, eski ben değilim.
Eskisi gibi geceleri uyanıyorum fakat seni düşündüğüm için değil, tuvaletimi tutamadığım için
Eskisi gibi üç öğün yemek yiyorum fakat acıktığım için değil, yemekhanede öyle çıktığı için
Eskisi gibi çocuklarımla görüşüyorum fakat özlediğim için değil, ayda bir beni ziyarete geldikleri için
Eskisi gibi erkenden uyanıyorum fakat işe gitmek için değil, hocanın davetine uyup dersime çalışmak için
Kafamda kalan üç beş tel saçım da dökülsün ki en samimi düşüncemi paylaşıyorum.
Ben, eski ben değilim.
Keşke diye düşünüp, eskilerime ve eskitemediklerime ağlamıyorum
Keşke diye düşünüp, yapamadıklarıma ve yaptıramadıklarıma ağlamıyorum
Keşke diye düşünüp, yarınlarıma aktaramadıklarıma ağlamıyorum.


          Ben bir aralar eski bendim. Haklısın… Fakat ben çok değiştim.  Arada benim gibi yaşlılarla oturup tartışıyoruz. Bunca sene sonra neydi elimize geçen diye. Belki de hayatımda gördüğüm en sessiz ve öğrenme odaklı tartışmalar bunlar. Herkes suskun bir şekilde pür dikkat durmuş ve acaba biri bunun cevabını verebilecek mi diye bekleyen gözler hakim etrafa. Ama çıt yok. Herkes birbirini neden bilmiyorsun cevabı diye azarlıyor,hiç konuşmadan,bağır çağır.
Ben bir aralar eski bendim. Haklısın… Fakat ben çok değiştim. Kirpiklerim bile buz tuttu,şahit olduklarım yüzünden. Herkes kıllarımdaki beyazlığı yaşlılıktan zannediyor olsa da bu sırrı bir sen biliyorsun.
Değişen bir ben değilim. Bak adresimde değişti. Çocuklarım beni,kendilerine huzur ortamı sağlamak için huzur evine bıraktılar. İyi ki zamanında sivil toplum örgütleriyle çalışıp,buraların problemleriyle ilgilenmişim yoksa şimdi başıma dert olacaktı her biri… Bazen acaba beni buraya değil de buradan sonra gideceğim cami avlusuna mı bıraksalardı erkenden, diyorum. Hep çocuklar bırakılmaz ya avluya,beni de bırakıp kaçabilirlerdi.                  Bende en masum halimle, hocanın beni bulmasını beklerdim. En azından şu anda bırakıldığım yerde “nasıl yaşarsan yaşa,gelirsin bir gün bu yaşa “ örnekleriyle karşılaşmazdım. Ama haklarını vermek lazım,örneklerin hepsi tek tek birer inci. Ama bu aralar pırlanta moda olduğundan onlarıda buralara bırakmışlar.
Değişen bir ben değilim. Değişen zamanın,hayatın ta kendisi…
Seninle tanıştığımız parkta alışveriş merkezi var.  Seninle oturduğumuz muhallebici artık emlak ofisi.
Her zaman korktuğumuz o ak sakallı adam bile ben oldum.
Sana ,tanıdığım, duygularını geviş getiren, insanlar üzerine yemin ederim ki ben çok değiştim.

13 yorum:

  1. -bi dakka bakar mısın
    o çocuk şu sakallı mı
    -bi dakka
    hayaller kusuyorum kül tablalar dolusu
    bi dakka..aynalarda beni gördün mü
    öldüm mü(s.v)

    YanıtlaSil
  2. Bloglarımızın ve yazılarımızın dünyasına hoşgeldiniz, iyi ki geldiniz...

    YanıtlaSil
  3. Anı yaşamanın önemini anlatan varoluşçu ve gerçekçi bir yazı.Teşekkürler çok beğendim...
    Nihat Kemal

    YanıtlaSil
  4. Harika olmuş bu yazınızda , tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  5. Bu yazıya harika olmuş demek bile bence az kalır gerçekten çok iyi :)

    YanıtlaSil
  6. bu yazı süper gerçekten duygu yüklü olmuş :)

    www.lovesfromfashion.com

    YanıtlaSil
  7. bence yazılarınla büyüyorsun :)

    YanıtlaSil
  8. Çoğumuzun son durağı.Hayata mola verebileceğimiz huzurlu ev.E herşey çocuklarımızın mutluluğu için değilmi.

    İçim burkularak okudum,yüreğinize sağlık...

    YanıtlaSil
  9. Daha önce hiç böle yeminler okumamı ve duymamıştım ,harıkasınız

    YanıtlaSil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yorumu sildim ama fikrim değişmedi. aslında en güzeli ve sanırım pek çoğunun hayali, eşinle bir evde bitirmek ömrün son yıllarını. hadi eş de yok, tek başınasın ve tabi çoluk çocuğun var, izin vermezler ki evde tek başına kalamnı hem zaten pek çok konuda yetersiz kalırsın hatta öyle ki, başını bile sağa sola çevirmek konusunda oldukça zorlanırsın her an devam eden bi baş dönmesi, adım atmanı bile imkansız kılar. unutkanık da başa bela olur. yani tek başına yaşamana imkansızlaşır. çocukların sana baksın, bakanlar çoğunlukta ama o da keyfine değil. senin bir maaşı vardır mutlaka harcamak istedikleri. sana o yüzden bakmak isterler. durumu iyi olanlar da el ayak altında dolaşma diye evlatlık vazifelerini gerçekleştimek üzere seni bir huzur evine yerleştirir. ne kadar rahata olursa olsun koşulların kendine bir dünya kuramazsan sanırım huzur evi de işkence gibi olur ama evdeki işkence de farksız değildir. sen besle büyüt büyüt okut evlendir uğruna saçını süpürge et ve sonunda mükafatın itilip kakılmak olsun ya da ayda 1 huzurevi ziyaretleri.

      yaşayacağız bunları, el ayak tutarken kimseye muhtaç değilken ölecek kadar şanslı olmayan herkes yaşayacak. her konuda olduğu gibi bunda da hayırlısı olsun diyorum. huzurevi sakini olmayı isterim, şayet kendime ait bir evim olmayacaksa.

      çocuklar mı. kendi başlarının çaresine baksınlar hiç gelmeseler de olur. yani benim düşüncem bu.

      sanırım gençken rezillik yaşamanın bir avantajı da ihtiyarlayıca yaşayacaklarına karşı deneyim sahibi olmak olabilir. zaten sevmiyorum dünyayı, en korkunç acının ardında bile şükür ki ölüm var. yani her dedin bir çaresi var...ne güzel:)

      Sil
  11. emeğinize sağlık emre bey

    YanıtlaSil

İlginiz alakanız ve özellikle yorumunuz için çok teşekkürler...